BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS

16 Aralık 2009 Çarşamba

TWITTER


Sosyal ağların güvenliğinin tartışıldığı şu günlerde yeni yeni vakit ayırmaya başladığım twitter sayesinde o kadar çok bilgiye ulaştım ki...İnanılacak gibi değil!

Twiter; 140 karakterlik metinler yazarak kendinizi,yaptıklarnızı,yaşadıklarınızı,beğendiklerinizi veya beğenmediklerinizi anlatma imkanı veriyor kullanıcılarına.

Okumayı çok severim,ancak çok vaktim olmadığı için okuyamadığım,ya da sonraya ertelediğim birçok şeyi twitter sayesinde tekrar keşfetmek veya daha yeni yazılmış,mürekkebi bile kurumamış bir makaleye ulaşmak,yorum yazmak,yoruma cevap almak bence çok heyecan verici.

Diğer insanların hayatlarından kesitler okumak,yaptıklarına ya da yapmak istediklerine tanık olmak,bazen onlarla mutlu olup,bazen onlarla hüzünlenmek,yüzünü birkez bile görmediğin bir kişinin düşüncesine canı gönülden katılmak, hergün gördüğün,birlikte yaşadığın insanların bile seni anlamadığı ya da anlamak için çaba göstermediği bir ortamda çok kıymetli değil mi?

Ne zamandır dinlemediğim bir parçayı paylaşmak, ya da başkasının paylaştığı bir parçayla çok eskilere yolculuk yapmak,yeni çıkan bir albümden veya şarkıdan haberdar olmak benim için önemli.

Bugünlerde vaktimin çoğunu evde geçiriyorum. Evde özel ders veriyorum. Derslerimde bilgisayarı aktif olarak kullanıyorum.

Twitter sayesinde e-learning veya interaktif eğitim ile ilgili o kadar çok kaynağa ulaştım ki, bu kaynakları öğrencilerimle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

Yazdığım blogları, hazırladığım aktiviteleri, yaptığım araştırmaları,bulduğum kaynakları twitterda paylaşıyorum.Oysa olumsuz çok şey duymuştum twitter hakkında.Meğer herşey bizim kontrolümüzdeymiş. Nasıl kullanmak istersek öyle kullanabilirmişiz. İyi ya da kötü kullanmak bize,takip ettiklerimize ve bizi takip edenlere bağlı.

Siz hala denemediyseniz,Twitter dünyasına girmek için acele edin derim ben.

Hemen bir twitter hesabı açın.

İsterseniz twit yazın isterseniz "direct message" özelliğini kullanarak bedava mesaj gönderin. Başkalarının yazdığı twitleri okuyup karakter tahlili yapın, beğendiyseniz paylaşın,beğenmediyseniz silin, isterseniz cevap yazın veya size yazılan cevapları yorumlayın.

Hadi kolay gelsin.

6 Aralık 2009 Pazar

Ne mutlu Izmirliyim diyebilene

Konu sıkıntısı çektiği için İzmir sayesinde para kazanan köşeyazarı bayan; ısrarla İzmir'i kötülemeye devam ediyor. İlgi çekmek ve çok okunmak adına İzmir hakkında yazdığı yazılarda devamlı şehri ve içinde yaşayan insanları küçümseme hali inanılır gibi değil.

Hayatın hergün zorlaştığı şu günlerde açıkçası okuduğu yazılarda bugüne ve yarına dair bir umut, bir teselli arayan insanlar ister istemez taraf olmaya zorlanıyor. Oysa burda doğup burda büyüyen ve bu topraklara gönül verenlerin kösteğe değil, desteğe ihtiyacı var. İzmir hakkında yazı yazarken ya da konuşurken daha dikkatli, daha saygılı olmalı herkes. Haddini bilmeli, bilmeyene de bildirmeli. Bunca sorunun içinde kıvranan ülkemizde dimdik ayakta kalmayı başarmış insanların şehri İzmir. Geçmişi unutmayanların, Kurtuluş Savaşı'yla gurur duyanların ve seçimlerde onca tehdite ve tahriğe rağmen oyunu satmamış ve Atatürk ilke ve inkilaplarına sahip çıkan insanların yaşadığı yer. Havası, suyu, toprağı, doğası ve deniziyle cenneti andıran güzeller güzeli Anadolumuzun simgesi.

Ekmek kavgası, yaşam savaşı nedeniyle İzmir'i terk etmek zorunda kalan her İzmirli, hiçbir zaman dönemese bile, bir gün mutlaka şehrine döneceği duygusuyla yaşar.

İzmir'in üzerine ölü toprağı serilmiş bir emekli kenti olmaya doğru hızla gittiğini iddia edenler İzmir'in nasıl cıvıl cıvıl bir şehir olduğunu unutmuş olmalı. Eminim çoğunun emekli olduğunda gelip, yaşamak isteyeceği ilk şehirdir İzmir.


Sayın bakalım hayatınızdaki gerçek İzmirlileri.Hayatınızı öyle veya böyle nasıl da değiştirmişler değil mi? Yoksa sizin hayatınız henüz değişmedi mi?


16 Kasım 2009 Pazartesi

Ben Kimim?

Herkes hayatının belirli dönemlerinde sorar kendisine bu soruyu? Cevabı çok değişkendir. Birgün dünyanın en mıutlu, en başarılı, en sevilen, en şanslı insanı sanırsın kendini. Hayat rengarenk senin huzuruna sunulmuştur. Herşeyden zevk alırsın. İçtiğin çaydan, izlediğin filmden, dinlediğin müzikten, aldığın nefesten ve en önemlisi yediğin yemekten.

Ya da bir sabah kalkarsın, aynaya bakarsın ve gördüğün kişi dünyanın en şanssız, en başarısız ve en mutsuz insanıdır. Öyle hissedersin çünkü. Yaşamı sorgularsın, yanındaki insanları değerlendirirsin, oturur bir kılıf ararsın içinde bulunduğun duruma. Hiçbir şey ama hiçbir şey zevk vermez sana. Hayat anlamsız, çevrendekiler gamsız, ailen vefasız gibi gelir ve ne içtiğinden, ne izlediğinden, ne de yaptıklarından zevk alırsın. Lokmalar boğazına dizilir yada midene oturur ansızın. Gözyaşların sel olur bazen, ya da içine akıtırsın kimse ama hiçkimse görmesin diye. Bir umut ararsın yarınlarda, ya da geçmişteki bir hatıraya sarılırsın iki elinle sıkıca. En çok da ölümden korkarsın herşeye rağmen. Daha yapılacak çok iş , ya da gidilecek çok yer , bitmemiş projelerin var diye hayıflanırsın. Sen de bilirsin aslında hayatın bir muamma olduğunu. Yine de bir şans daha istersin. Sanki herşeye bir sihirli değnek dokunacak ve güzelleştirecek sanırsın. Ya da daha kötüsü, ölümü beklersin elin kolun bağlı, sırtında tonlarca yükle. Kolunu kıpırdatacak halin bile kalmamıştır. Çoktan kurtlar sofrasında meze olmuşsundur zaten. İki yakan asla biraraya gelmez.


Ben de her fani gibi zaman zaman sorguluyorum hayatımı. Başarısız gibi görünsem de aslında o kadar çok zaferin altında imzam var ki şaşarsınız. Hayatım boyunca en büyük arzum başkalaının 'yapamazsın' dediğini yapmaktı. Başkasının yapamadığını yapmak, gidilmeyen yola girmek, ya da kimsenin çözemediği problemleri çözmek... Her zaman en çok neye dikkat etmeye çalıştım biliyor musunuz? Bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmamaya. Kırmak istemedim kimseyi. Hiç kimsenin hakkını yemedim ve bunları yaparken taşıyamayacağım kadar yükün altına girdim ama en azından vicdanım çok rahat çünkü kimseyi yarıyolda bırakmadım. Başladığım işleri bitirmek için insanüstü çaba gösterdim. Sen kendini nasıl tanıtırsan çevrene osun. Ben kendimi doğru tanıtamadım. Ya yanlış ya da eksik tanıdılar beni. İlk intiba önemlidir derler ya işte herhalde ilk dakikada verdiğim mesaj yetersiz kaldı hep. Öyle tatlı dilim de yok sevdireyim kendimi.. Yalakalık yapmayı da beceremem. Makyaj yapmayı da hiç sevmem. Maskelerle de işim olmaz. Anlayacağınız ben neysem oyum ama tanımak için çaba göstermeniz laztm. Beni çözmek çok vaktinizi alabilir. Başıma gelen birçok talihsizlik erken olgunlaşmamı sağladığından hayatım boyunca ciddi oldum ben. Öyle her espiriye gülmem, gülemem. Hele insanların hataları üzerine yapılmış şakalar veya taklitler çok sinirimi bozar. Sakın suratsız sanmayın beni; her olumsuzluktan yeni bir umut yaratırım. En kötü günümde bile avuturum kendimi yarınlarla.

İşte böyle... Ben her yaşın ayrı bir güzelliği olduğuna inanan, elinden geldiğince etrafına yardımcı olmaya çalışan, içinde kin, nefret ve intikam duyguları taşımayan sizden, bizden biriyim... Tamamen gerçeğim...

13 Kasım 2009 Cuma

ZAMANI YAKALAMAK

17 yıl oldu öğretmenliğe başlıyalı. Sanki dün gibi. O kadar çabuk geçiyor ki zaman.

Eski fotoğraflara baktıkça anlıyorum.Bu yüzden birşeyler yazıp, sizinle paylaşmaya karar verdim.

Önce size biraz kendimden bahsedeyim. Hep güzel okullarda iyi koşullar altında çalıştım.

Aslında fen kolu mezunuyum ama İngilizce Öğretmeni oldum.

Eğitimci olmak çok keyifli. Kendi dilini doğru düzgün bilmeyen insanlara yabancı dil öğretmek zor ama çok zevkli.

Özellikle öğrenmek isteyene faydalı olmak paha biçilmez.

Araştıran,sorgulayan,yorumlayan bireylerle çalışmak, onlara yol göstermek, öğrenmeyi öğretmek en büyük hedefim. Onlarca başvuru yaptığım halde şu an herhangi bir eğitim kurumunda çalışmıyorum.

Evde ders veriyorum. Öğrencilerin sorularını cevaplıyorum, ödevlerine yardım ediyorum.

Çeviri yapıyorum. Gazete ve köşe yazısı okuyorum. Okuduğum yazarlara yorum yazıyorum. Ders materyali hazırlıyorum. Her seviyede soru ve test düzenliyorum. Kısacası zamanı yakalamaya çalışıyorum.

Size de faydam olabilirse ne ala. Sorularınızı elimden geldiğince cevaplarım. Yeni mesleğe başlayanlara yardımcı olabilirim. Gerek bilgiye gerekse alıştırmalara ulaşmak için bana danışabilirsiniz.

Şimdilik bu kadar. Görüşmek üzere...

25 Ekim 2009 Pazar

PAZAR KEYFİ

Keşke tek derdim Fenerbahçe-Galatasaray Derbisi olsa.
Oysa düşünmem gereken o kadar çok şey var ki.
Bana maç kaç kaç biter diye sordular.
3-0 demek geldi içimden.
Bir defada bunu söyleyebildim.
Ama yarın sana ne olacak diye sorsanız bunu kestirmek mümkün değil.
Ne komik değil mi?
Fenerbahçeye Kadıköyde bu kadar çok güvenirken, kendimle ilgili 1 soruyu bu kadar net cevaplayamıyorum.
Herşey bir muamma.
Güzel günlere ait umudum var hala.
Yetmiyor umudumun olması.
Birşeyler yapmak istiyorum.
En kısa zamanda yaptıklarımın karşılığını görmek istiyorum.
Öyle bir duruma gelmeliyim ki, maçı evde radyodan dinlemek yerine uçağa atlayıp KADIKÖYDE izleyebilmeliyim.
Lİg tv Fenerbahçeyi sevmiyor, Fenerbahçe de lig TVyi.
Televizyondan seyredince yapılan haksızlıklara sinir oluyorum.
Bütün spikerler anti- fenerbahçeli.
Neyse keyifli bir maç olsun.
En azından 90 dakika kopalım şu anlamsız hayattan.