BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS

23 Şubat 2010 Salı

Sırat Köprüsü


Eski Mısır’da tanrılar, kullarına sırat köprüsünde sorarmış:

“1)Yaşamında mutluluğu yakaladın mı?
2)Senin yaşamın, başkalarına mutluluk verdi mi?”

Bu iki soru, hepimizin yaşam muhasebesi için hala kılavuz niteliğinde değil mi?


Ara ara ben de soruyorum kendime. Bu dünyaya gelmemizin farklı farklı sebepleri var.
Herkes bir görevi yerine getirmek için doğuyor. Birinin kızı, birinin eşi, başka birinin annesi veya babası, iş arkadaşı veya komşusu, sevdiği veya sevmediği, dostu ya da düşmanı, desteği veya kösteği...
Ailemizi kendimiz seçemiyoruz (eşimiz hariç). Diğerlerinin bizim seçimimiz olduğu söyleniyor. Oysa insanoğlu şu kısacık ömründe nelerle karşılaşıyor. Ne inanılmaz olayların içinde buluyor kendini.
Rüyamda görsem inanamazdım dedirten veya Türk filmlerinde bile olmaz sandığımız.
Yaşamımızda mutluluğu yakaladığımızı sandığımız anlar olduğu kadar, bir daha asla mutlu olamayacağımızı düşünürüz bazen. Hayat bu değil mi? Her gün farklı bir macera. Her gün ayrı bir heyecan. Biraz da elimizdekilerin kıymetini bilmekle alakalı. Küçük şeylerden zevk almakla da ilgili biraz. Çok beklentisi olmazsa daha az hayal kırıklığına uğruyor insan. Hayal etmekten de vazgeçmemeli. Her yeni gün yeni bir umut, yeni bir sebep yaşama dört elle sarılmak için.
Yaşamımız başkalarına mutluluk verdiğinde anlamlı. Başkasının hayatını kolaylaştırırsak, yüzünde bir tebessüm oluşursa sayemizde ne mutlu bize. Aslında en güzel şey, birisinin hayatını değiştirmek olumlu yönde. Biz öğretmenler çok şanslıyız bu yüzden. Bizim sayemizde bir çok öğrenci yeni şeyler öğreniyor. Belki öğrenirken değil ama, bu bilgiyi kullanırken mutlu oluyorlar.Hele annelik en kutsal görev bence. Bir canlı dünyaya getirmek ve onu yetiştirmek, ona tüm sevgini karşılık beklemeden vermek, onun için her türlü fedakarlığı göze almak...
Ne güzel şey.... Belki de bu acımasız hayatın en büyük ikramiyesi insanın evlatlarının olması.
Hele bir de yanınızda sizi seven bir eşiniz varsa hayat gerçekten yaşamaya değer.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Kimsin sen?


Hani x-ray cihazları var ya sağlık problemimizin ne olduğunu anlamamıza yardımcı olan, bazen erken teşhis sayesinde hayat kurtaran...

İşte ona benzer, karakter analizi yapan elektronik aletler de icat edilebilse keşke.

Test sonuçları herkesin gerçek karakterini ortaya çıkarsa.

Duygu ölçer, sevgi ölçer, dürüstlük ölçer gibi insanların kim olduğunu bu hassas ayarlanmış cihazlardan öğrensek.

Yalan söyleyip, söylemediğini bilebilsek.

Yozlaşmış ilişkileri düzeltmek için güvenirlilik testine soksak etrafımızdakileri.

Pirincin taşını ayıklar gibi etrafımızdaki sahtekarları dürüstlerden ayırıp atabilsek hayatımızdan.

Usta bir tiyatro oyuncusu gibi her rolün adamı olanlar kandıramasalar bizi keşke.

Duygularını gizlemekte güçlü olanlar insanları artık dolandıramayacaklarını bilse.

Yüzlerindeki maskeleri çıkarsalar artık.

Yalan söyledikleri anda hemen vücutlarına elektrik verilebilse veya kor ateşte yanabilseler herkesin gözleri önünde.

Doğru söylediklerinde ödüllendirilseler keşke.

Yapayalnız mı kalırız ne dersiniz?

Yoksa en yakınlarımızın foyaları ortaya çıkınca öğrendiğimize pişman mı oluruz?

21 Şubat 2010 Pazar

kimi sevmeli bu yürek?


Kimi sevmeli bu yürek?

Hayatı paylaşanı ve yaşamı kolaylaştıranı
Yüzünü güldüreni,acını dindireni
Seni tamamlayanı ve asla yarım bırakmayanı
Elinden tutanı ve düşünce kaldıranı
Seni senden iyi tanıyanı, gözünün içine bakanı
Herkesten daha iyi anlayanı, bıkmadan, yorulmadan, sabırla dinleyeni
Yanındayken zamanı su gibi akıtanı
Geçmişi aratmayanı, bugünü yaşatanı, yarına umutla baktıranı
Uzakları yakın edeni, yanındakilere mutluluk vereni

Huzur vereni ,emek vereni ve seni sensin diye seveni
Sözünde duranı, asla kıvırmayanı
Seni sırtından vurmayanı, arkandan konuşmayanı
İçi dışı bir olanı, seni kandırmayanı
Yalan söylemeyeni, gerçeği gizlemeyeni
Candan olanı, cana yakın duranı
Dost olanı, derdine derman bulanı
Hatırını soranı, sana destek olanı
Yemeğini paylaşanı, aşını tatlandıranı
Eş olanı, denk olanı, yol arkadaşı olanı
Küçümsemeyeni,kibirlenmeyeni, seninle gurur duyanı
Güven vereni, köstek olmayanı
Sırdaş olanı, yanında duranı
Sohbeti tatlı olanı, seni şefkatle kucaklayanı
Seni senden iyi bileni...

Sahi kimi sevmeli bu yürek?

20 Şubat 2010 Cumartesi

PES ETMEK YOK


Her gün yaşama bağlanmak için bir sebep buluyorum kendime.
Mücadele etmek için bütün gücümü topluyorum.
Küçük şeylerle mutlu olmaya çalışıyorum.
Şükrediyorum halime ve daha güzel günleri hayal ediyorum.
Yılmadan, usanmadan bir daha deniyorum ayakta kalmayı.
Çok güçlü değilim, düşüyorum ne kadar tutunmak istesem de.
Çalışmayı çok seviyorum ama engelleniyorum hep.
Her şeye rağmen kaldığım yerden devam ediyorum.
Kendime güvenimi kaybediyorum , birilerinin ayaklarının altında ezildiğini görüyorum.
Arıyorum ve yeniden buluyorum.
Bir anda güçleniyorum ve dünyanın en kuvvetli kadını sanıyorum kendimi.
Nelerle mücadele etmişim ben bu güne kadar.
Pes etmek yok.
Daha yapılacak çok iş var.
Sonra planlar kuruyorum, kurtuluş planları.
Sanki bir dalganın kumdan kaleyi devirmesi gibi bir şey oluyor ve HER ŞEY yerle bir oluyor.
Başa dönüyorum.
En başa, ilk başladığım yere.
İşte o zaman sahiden merak ediyorum bu bir şaka mı diye.
Nereye gitti onca emek? Hani nerede döktüğüm ter, akıttığım gözyaşı?
Hani yola beraber çıktığımız insanlar? Hepsi mi ortadan kayboldu?
Yolda bırakır mı insan yol arkadaşını?
Bu bir oyunsa, oyunun kuralları yok mu?
Canı isteyen istediği gibi davranabilir mi? "Ben sıkıldım oynamayacağım, " denir mi?
Ya da maçın ortasında bunca mücadeleye rağmen forma şansını kaybedebilir mi insan?
Bir insanın iki dudağı arasından çıkan bir söz koskoca bir ailenin kaderini değiştirebilir mi?
Hayat pamuk ipliğine bağlı.
Her şey herkesin başına gelebiliyor.
Bugün bana, yarın sana.
...
Ben yine kaldığım yerden devam ediyorum.
...
Pes etmek yok.
Yeni bir gün, yeni bir umut.
Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer.
Ben mücadeleye devam edeceğim.
Yarın çok güzel bir gün olacak.
Dün dündü , yaşandı ve bitti.
Bugün hayatın tadını çıkaracağım.

SEN HİÇ SENSİZ KALMADIN Kİ!


Senin beni anlama ihtimalin olmadığını fark ettim bugün.
Sen hiç sensiz kalmadın ki!
Nasıl anlayabilirsin seninle olmanın değerini?
Sana benim gözümle bakmadın ki hiç!
Nereden bilebilirsin benim içimdeki seni?
Sahi sen hiç sensiz geçen anlarda yaşadığım telaşımı anlayabilir misin?
O birlikte yürüdüğümüz yokuşun ne kadar çekilmez olduğunu,
Hele yorulduğumda sana yaslanamamamın ne derece ürküttüğünü beni
Gerçekten anlayabilir misin kelimelerin anlamsızlaştığını
Hayatımın sadece seninle yaşamaya değer olduğunu...
Bunu fark etmek demek seni sevdiğime bin kez emin olmak demek.
Yıllar geçtikçe üstünden eksilmediğine şahit olmak demek.
Gurur duymak demek ve uzun sürmesi için allaha yalvarmak demek.
En güzeli de ne biliyor musun sevdiğim?
Herkese inat, her şeye inat doya doya, kana kana yaşamak
Hayatı seninle paylaşmak, iyi günde ve kötü günde....

19 Şubat 2010 Cuma

NEFES ALMAK


Doğduğumuzdan beri yaptığımız bir şey.
Hayatta kalabilmek için mecburuz.
Pes yani çok iyi bildiğimiz bu konuyu da yanlış yapıyorsak!
Nefes alıp vermekten bahsediyorum.

'Nefesine sahip çık, mucizeler hayatınıza gelsin.'
Çok sevdim ben bu sloganı.
Mucizelere inanırım ben
Şu an hayatta olmamız bile bir mucize.
Nasıl yaşadığımızdan çok nasıl nefes aldığımızın önemli olduğunu okuduğumda çok şaşırdım.
Nefes, cennete doğru bir kapı açılmasını, başlı başına bir mucize olduğumuzu fark etmenizi sağlarmış. Sonra da mucize gibi olaylar yaşarmışız. Özellikle kadınlar karınlarına nefes almayı beceremiyorlarmış yani bu yüzden hayatın merkezine kendilerini koymayı bilmiyorlarmış.
Güçlü olmanın doğru nefes almakla alakalı olduğunu duyunca şaşırmadım dersem yalan olur. Erkeklerin çoğunun göbeklerinden nefes aldığını da bilmiyordum açıkçası. Meğerse maço olmaya meyilli olmalarının sebebi buymuş.
Her şeyi denetim altına almak istemelerinin nedeni demek nefes alışveriş şekilleriymiş.
Demek bu yüzden huzursuz ve dengesiz oluyorlarmış!

Nefes almak iki nedenle çok önemliymiş:
1- Vücudumuza ve organlarımıza yaşamlarını sürdürebilmeleri için ihtiyaç duydukları oksijeni sağladığı için
2- Vücuttan atılması gereken atık ve toksinlerden kurtulma yolu olduğu için

Besin olmadan birkaç hafta, su olmadan birkaç gün yaşanabilirmiş ama oksijen olmadan birkaç dakikadan fazla yaşanamazmış.
Doğru nefes alarak vücudun tüm organlarının doğru beslenmesini sağlayarak ve verimlilik sürelerini artırarak; bu arada daha sağlıklı bir cilde de kavuşabilinirmiş. Kısaca doğru nefes almak gençleşme sürecinizi başlatırmış.

Doğru nefes almayı öğrenmek için uzmanlar aşağıdaki öğütleri veriyor:

Uyurken derin nefes alırız. Dolayısıyla doğru nefes almayı öğrenmek için basit bir yöntem olan uyuma simülasyonu yapmak gerekir: Sırt üstü yatıp gözlerinizi kapatın, tüm vücudunuzu rahatlatıp uyuduğunuzu farz edin ve nefesinizi derinleştirin. Ciğerlerinizin önce alt, sonra orta ve üst loblarını havayla doldurmaya çalışın. Nefes verirken önce üst sonra orta ve en son alt loblardaki havayı boşaltmaya çalışın. Bunları yaparken herhangi bir efor harcamayın ve solunumu bütünsel bir işlem olarak gerçekleştirin. Ağzınız mutlaka kapalı olmalıdır.

Zayıflamak isteyenlerin de doğru nefes almayı öğrenerek kilo verebildiklerini biliyor muydunuz?

Bence denemeye değer.

Siz ne dersiniz?

18 Şubat 2010 Perşembe

Annemi çok özledim

Annemi çok özlediğimi size hiç söylemiş miydim? Özellikle bayramlarda ve özel günlerde burnumun direği sızlar onu düşündükçe. Nasıl telaşlanırdı kıyamam her şeyimiz yeni olsun diye! Temizlik hastasızdı, her şey pırıl pırıl olsun diye çok uğraşırdı. Kimse kırılmasın, üzülmesin diye kırılmayı göze alırdı hep. Önce anne tarafına gitsek baba tarafının, baba tarafına gitsek anne tarafının hatırı kalırdı. Hep arada kalırdı. Kimseyi memnun edemezdi o başka. Herkes ayrı ayrı plan yapar, biri diğerine küser ve aralarını bulmak canım anneme kalırdı. O üzülse de belli etmez , herkesi bir araya getirmenin sevincini yaşardı. Hayatını kolaylaştırmaya değil de zorlaştırmaya uğraşırlardı nedense. En çok neye üzülürüm biliyor musunuz? Yeni tabak, bardak, örtü vs. ne varsa kullanmaya kıyamaz ve sonra kullanırız diye saklardı. Maalesef çoğunu kullanmak nasip olmadı. Hep en iyiyi, en güzeli almayı severdi. Ancak aldıklarını ya itina ile kullanır, ya da zamanı gelince kullanırım diye kenara ayırırdı.Annemi çok özlediğimi size hiç söylemiş miydim? Özellikle bayramlarda ve özel günlerde burnumun direği sızlar onu düşündükçe. Nasıl telaşlanırdı kıyamam her şeyimiz yeni olsun diye! Temizlik hastasızdı, her şey pırıl pırıl olsun diye çok uğraşırdı. Kimse kırılmasın, üzülmesin diye kırılmayı göze alırdı hep. Önce anne tarafına gitsek baba tarafının, baba tarafına gitsek anne tarafının hatırı kalırdı. Hep arada kalırdı. Kimseyi memnun edemezdi o başka. Herkes ayrı ayrı plan yapar, biri diğerine küser ve aralarını bulmak canım anneme kalırdı. O üzülse de belli etmez , herkesi bir araya getirmenin sevincini yaşardı. Hayatını kolaylaştırmaya değil de zorlaştırmaya uğraşırlardı nedense. En çok neye üzülürüm biliyor musunuz? Yeni tabak, bardak, örtü vs. ne varsa kullanmaya kıyamaz ve sonra kullanırız diye saklardı. Maalesef çoğunu kullanmak nasip olmadı. Hep en iyiyi, en güzeli almayı severdi. Ancak aldıklarını ya itina ile kullanır, ya da zamanı gelince kullanırım diye kenara ayırırdı. İnsan ne kadar yaşayacağını bilmiyor ki... Bilse nasıl yaşardı acaba? Kim bilir daha yapmak istediği ne çok şey vardı, belki de görmek istediği ve göremediği ne çok yer... Kutlamak isteyip te kutlayamadığı ne çok şey... Hayat ne kadar da kısa gelmiştir ona. Kim düşünebilir ki o kadar az yaşayacağını.

Ondan sonra ki özel günlerin nasıl buruk geçtiğini tahmin edebilirsiniz herhalde. Ne anne tarafı, ne de baba tarafı doldurabilir ondan kalan boşluğu. Öyle zor, öyle zor ki! Sadece onunla yaşadığım eski güzel günleri düşünürüm hep. İçim sızlar. Bana her şey onu hatırlatır. Onsuz günker sıradan herhangi bir günden farksızdır artık. Aslında gelenek ve göreneklere saygı duyarım. Hatta devam ettirilmesi taraftarıyım . Ancak benim gibi boynu bükük kalanlara göre değil bayramlar. Nasıl bayram sevinci yaşar ve yaşatır bu yürek kendi kalbi kırıkken? Çocuklarım hiç tanıyamadılar annemi. Kardeşim minicikti onu kaybettiğimizde. Babamsa kırklarının başında. Hayat onlara da adil olmadı yani. Ben onun kızı olduğum için çok şanslıyım. Ne kadar ona doyamadıysam da ondan öğrendiklerimle büyütmeye çalışıyorum çocuklarımı. Hayatımı onlarla paylaşmaya çalışıyorum. Keşke biraz daha zaman geçirebilseydik beraber. Keşke torunlarını beraber büyütebilseydik. Keşke sıraya girip hepimiz öpebilseydik o pamuk ellerinden? Keşke birlikte yaşayabilseydik her sevinci.

16 Şubat 2010 Salı


17 şubat 1994


saat:15.10


kilo:3kg100g.


boy:50 cm.


Sonunda yavruma kavuştum.


Nur topu gibi bir kızım oldu.


Kıpkırmızı yanaklı,minicik dudaklı.


'Dünyada tattığım en büyük mutluluk' diye yazmışım günlüğüme.


Ne büyük umutlarla dünyaya getirdim onu.


Hep mutlu olsun,hep rahat yaşasın istedim.


Minicik elleriyle nelerle mücadele etti.


Okul hayatına erken başladın.


Erken olgunlaştı.


İnsan türlerini çok önceden keşfetti.


Bebekten beni hiç üzmedi.


Çok uyumlu bir bebekti.


Hep gülerek uyanırdı, hiç ağladığını görmedim.


Keşke ömrü boyunca hiç ağlamasa.


Onu herkesten herşeyden koruyabilsem.

Bazen düşünüyorum da aslında ne kadar da değerli zaman.


Ömür bize verilen en değerli armağan.


Hele annelik duygusunu tatmak ve onu doyasıya yaşamak...


Bana "kanka" dedi bugün daha önce de dediği gibi.


Demek ki başarmışım,ona hem anne,hem arkadaş olabilmeyi becermişim sanırım.


Bir de kızıma büyük bir görev yüklemiştim erken yaşta kaybettiğim annemin adını vererek.


Öyle de bir ilişkimiz var.


Ben annemi çok özleyince o da bana annelik yapmaya çalışıyor.


İşte böyle anlatılmaz aslında.


Yaşanır kana kana.